Dilinde olanı kalbin desteklemedikçe, Hakka doğru tek adım atamazsın.

• Salı, Aralık 5 - ÇOK SEVMEYECEKSİN

ÇOK SEVMEYECEKSİN

 

 

 

O olmazsa yaşayamam
O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

 

Çok sevmeyeceksin mesela.
O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle O daha az sever seni,
Senin O'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

 

Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.

 

Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.

 

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir Şeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye.
Ya da cennete ait olacaksın.

 

Çok sahiplenmeden,
Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...

 

 

Can YÜCEL

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Cuma, Hazirane 30 -

                                         Her Gün Seninle 
Güzel olan İlk defa seninle bütünlendim, anlıyor musun
Her günü seninle tekrar tekrar yasamak Anladım yaşadığımı her nefes alışta
Erimek yarını olmayan zamanlarda Seninle geçtim bütün zamanlardan
Durdurmak bir yerde bütün saatleri Seninle var oldum
Bütün kuralları kırıp parçalamak Eridim seninle bir sonsuz çalkanışta.
Sonra varmak o yerlere  
Mevsimlere dur demek Boynunda bir yer vardır, ben bilirim
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara Ne zaman oradan öpsem, 
Güneşi bir aksam saatinde tutup bırakmamak Değişir gözlerinin rengi
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere Yanar dudakların, terler avuçların
Delicesine içmek Dökülür kapkara aydınlık gibi
Ve unutabilmek her şeyi ansızın Omuzlarına saçların
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin Gitgide artar kalbinin vuruşları
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak Bir musiki halinde dünyamı doldurur
Güzel olan Ansızın bütün sesler kesilir
Sevmek seni Tanrılar gibi Zaman durur
Seninle Tanrılaşmak... Bir bas dönmesi başlar o en yükseklerde
  Her gün seninle yeniden var oluruz
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim, göreceksin Eriyip kaybolduğumuz yerde...
Ne bu şehir kalacak   
Ne bu duygusuz sürü Sesini duymadığım gün
Bu korkunç kalabalık Yaşanmış değil
Her vapur seni getirecek bana Açan çiçek değil
Bütün istasyonlarda seni bekleyeceğim Öten kus değil
Kapılar sana açılacak Yüzünü görmediğim gün
Senin için söylenecek şarkılar İçimde yıldızlar sönük
Şiirler senin için yazılacak Güneşler güneş değil
Her evde bir resmin Seni sevmediğim gün
Her meydanda bir heykelin olacak Seni anmadığım gün
Ve sen kimi gün bir rüzgar gibi Olacak iş değil...
Kimi gün denizler gibi, bulutlar gibi   
Kopup ötelerden, ötelerden Her günüm seninle geçsin
Yalnız bana geleceksin O güneşe en yakın
Bir gün bu akan sele dur diyeceğim göreceksin. Kimsenin varamayacağı bir dağ başında
  Uçsuz bucaksız uzak denizlerde
Ben eskimeyen tek güzelliği sende gördüm İnsan ayağı değmemiş ormanlarda
Sende buldum erişilmez hazları Uzaklarda, en uzaklarda
Yanında sıyrıldım korkulardan, yalanlardan O gemilerin uğramadığı limanlarda
Duyguların en ölmezini sende duydum Işığım ol, alınyazım ol benim
Susuzluğum dudaklarında dindi Vatanım ol, evim ol
Yalnızlığım ellerinde Yeter ki bir ömür boyu benim ol
Çoğu gün unuttum açlığımı Her günüm seninle geçsin...
Sende doydum...
 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Çarşamba, Hazirane 21 - AZRAİL

         Onkoloji. Dr. Haluk Nurbaki' den gerçek bir hatıra..
 
         Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi aşan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yaşanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.
         Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanım hastam vardı.Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen,bazı formaliteler sebebiyle o imkanı bulamamıştı.Serap'ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım.Ve kısa bir süre sonra da iyileştiğini gördüm.Ancak Serap'ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık süreyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu.Bir iş kadını olan Serap,4 yıl kadar sonra bir ihale için İzmir'e gitmek istedi.Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim.Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat  kadar mahsur kalmış.Dönüşünden kısa bir süre  sonra kanser,kemik ve akciğerine yayıldı.Serap bacak kemiklerindeki metastaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken,hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu.Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:
--''Doktor bey,''dedi.''Ben size...dargınım.''
--  ''Niçin?"diye sordum.
--"Siz...dindar bir insanmışsınız.Niçin bana da,ALLAH 'ı,ölümü,ahireti anlatmıyorsunuz?"
    Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karşısında oldukça şaşırdım.O'nu üzmemeye çalışarak:
--"Doktora ulaşmak kolaydır'' dedim.''Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun.Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."
    Konuşmaya mecali olmadığından "Ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı.Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra,ebedi hayatın ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü.Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu.Vefatına bir hafta kala:
 --"Doktor bey,'' dedi.''Ben ölürken ne söylemeliyim?"
 --"Senin durumun çok özel" dedim.''Kelime-i Şahadet sana uzun gelir.O anı fark edince ''Muhammed'' (s.a.v) sana yeter."
     O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı.Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk.Ben, bir iş seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim.Dönüşümde annesi telefon ederek:
 --"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor."Dedi."Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum.Aldığım cevabı hala unutamıyor ve hatırladıkça  ürperiyorum."Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?. İşte Serap, böyle bir hanımdı.Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa,son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'ın acizliği hürmetine sandığım salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim.
  Ertesi gün O'na: --"Hiç korkma!" dedim."İğneyi vurdurabilirsin.Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
 --"Doktor bey...Azrail bana nasıl görünecek?"

 --"Kızım,"dedim."O bir melek değil mi?Hiç merak etme,sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir." Salı günü Serap'ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim.Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı.Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanım akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
  --"Doktor bey,biliyor musunuz,bu evde biraz önce bir mucize yaşandı!"dedi ve devam etti:
  --Serap,bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve"yataktan kalkması imkansız"denmesine rağmen kalkarak abdest aldı,iki rekat namaz kıldı.Bütün ev halkı hayretten donup kaldık.Ve kelime-i Şehadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:  
  
 --"Doktor bey'e söyleyin,dedi. Azrail,O'nun söylediğinden de güzelmiş!.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Cuma, Hazirane 16 - EVLİLİKTE DEĞİŞİKLİKLER

6. HAFTA         Seni çok seviyorum.  
6. AY               Tabii ki seviyorum.              
6. YIL              Sevmesem giderdim.

6.HAFTA           Aşkım ben geldim.           
6.AY                 Selam millet !                       
6.YIL                Annen ne yemek yapmış ?

6.HAFTA           Sen otur,ben açarım.     
6.AY                 Sen açarmısın kapıyı ?         
6.YIL                Su kapıya baksanıza !

6.HAFTA           Sevgilim tel. sana !   
6.AY                 Seni arıyorlar, baksana !

6.YIL                Telefoooooooon !

6.HAFTA           Çocukluğun zor geçmiş.

6.AY                 Ananda cinsmiş ha !   
6.YIL                Tam anana çekmişsin !

6.HAFTA           Bu yaz Paris’e gidelim.   
6.AY                 İzmir’e gitsek nolur ?         
6.YIL                Evin suyumu çıktı !

 

6.HAFTA           Yüzüğü seversin umarım.
6.AY                 Resim çerçevesi aldım.       
6.YIL                Sununla kendine birşey al !

6.HAFTA           Üzülme leke olmaz canim. 
6.AY                 Biraz dikkat etsene yahuu!
6.YIL                Ammada sakarsın ha !

 

6.HAFTA           Ben pek bu fikirde deyilim.
6.AY                Sen yanlış düşünüyorsun. 

6.YIL               Saçma sapan konuşma !

6.HAFTA           Yemeklerine bayılıyorum.
6.AY                 Bu aksam ne yiyoruz ?       
6.YIL                Yinemi makarna var ?

 

6.HAFTA           Bu elbise çok yakışmış. 

6.AY                 Bir elbise daha mı aldın ?     
6.YIL                Kaç para verdin buna ?

6.HAFTA           Sen bişey yapmadın ki !   
6.AY                 Biraz dikkat etsene !           
6.YIL                Hay senin yaptığına...

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• Cuma, Hazirane 16 - AŞK VE ÇILGINLIK

Kategori: Hikayeler

 

Uzun zaman önce, dünya oluşmamış, insanlar dünyaya ayak basmamışken, iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolaşıyorlarmış.

Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken;

SAFLIK ortaya bir fikir atmış;  

"Neden saklambaç oynamıyoruz?"

Ve  hepsi bu fikri beğenmiş.

Hemen ÇILGINLIK bağırmış;

“Ben ebe olmak ve saymak istiyorum.” 

"Ben ebe olmak istiyorum."

Başka hiç kimse ÇILGINLIK'ı arayacak kadar çıldırmadığı için hemen kabul 
etmişler. 

ÇILGINLIK bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış;  

Bir…İki…Üç…

ŞEFKAT, Ay'ın boynuzuna asılmış,

İHANET, çöp yığınının içine girmiş,

SEVGİ, bulutların arasına kıvrılmış,

YALAN, bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş.

Çünkü, gölün dibine saklanmış,

TUTKU, dünyanın merkezine gitmiş,

PARA HIRSI, bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış.

Ve ÇILGINLIK saymaya devam etmiş;  

Yetmiş dokuz…

Seksen…

Seksen bir…

ÇILGINLIK saydıkça, iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar.

AŞK kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.

Çünkü hepimiz AŞK'ı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz.

Ve ÇILGINLIK doksan sekiz, doksan dokuz'dan sonra yüz'e geldiğinde, 

AŞK,sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. 

ÇILGINLIK bağırmış;  

AŞK‘ın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış.  

ÖNÜM,

ARKAM,

SAĞIM,

SOLUM,

SOBEEEEEEEE 

GELİYORUM!

 

Arkasını döndüğünde, ilk önce TEMBELLİĞİ görmüş, o ayaktaymış. Çünkü saklanacak enerjisi yokmuş.  

Sonra ŞEFKAT'i ayın boynuzunda görmüş ve 

İHANET'i çöplerin arasında, 
SEVGİ'yi bulutların arasında,

YALAN‘ı gölün dibinde ve

TUTKU'yu dünyanın merkezinde.

Hepsini birer birer bulmuş,  

BİRİSİ HARİÇ

 

Ve ÇILGINLIK umutsuzluğa kapılmış, saklananların bir tanesini bulamamış.  

Derken HASET,

AŞK bulunamadığı için haset duyarak,

ÇILGINLIK'ın kulağına fısıldamış;  

"AŞK'ı bulamıyorsun

çünkü o güllerin arasında saklanıyor."

Ve ÇILGINLIK çatal seklinde tahta bir sopa almış

ve güllerin arasına çılgınca saplamış, 

SAPLAMIŞ

SAPLAMIŞ

ta ki, yürek burkan bir haykırma onu durdurana dek.

 

Ve haykırıştan sonra,

AŞK elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış,

parmaklarının arasından sicim 
gibi kan akıyormuş.

ÇILGINLIK,AŞK'ı bulmak için heyecandan AŞK'ın gözlerini

çatal sopa ile kör etmiş.  

Ne yaptım ben?

Ne yaptım ben?

diye bağırmış.

"Seni kör ettim.

Nasıl onarabilirim?”

 

Ve AŞK cevap vermiş;

"Gözlerimi geri veremezsin.

Ama benim için bir şey yapmak istersen,

benim rehberim olabilirsin."

Ve o günden beri,

AŞK'ın gözü kördür

ve o günden beri de

ÇILGINLIK her zaman onun yanındadır.

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

SEVDİĞİMİZ ZAMAN,AŞK O KADAR BÜYÜKTÜR Kİ,BİR BÜTÜN OLARAK İÇİMİZE SIĞMAZ.SEVDİĞİMİZ İNSANA DOĞRU YAYILIR.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
GAZETELER
DENİZ FENERİ DERNEĞİ

Kategoriler

Arkadaşlar

smiling
gemiciyim
byson





Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:6
| Sonraki Sayfa

Cursors